1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası

Kanser son yıllarda dünya da en çok artan hastalık haline gelmiştir. Hatta 4 kişiden biri kanser hastası olmaya başlamıştır. Kanser hücre hastalığıdır. Öldürücü ve sık görülen bir hastalık haline geldiği için dünyanın en çok sağlık sorunudur.  Bu yüzden kanserle savaşmak etkilerini azaltmak için bilinçlenmek gerekir. Bilinçli yardım ve destek bir çok hastalıkları aştığı gibi kanserden de kurtulma olanağını sağlayacaktır.

Doktorların eğitimine yardımcı olmak ,kanser konusunda hastalara yardımcı olmak ve hastalıkla ilgili araştırmaları desteklemek 1947 yılında Ankara’da Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu adı ile bir dernek kurulmuştur. 1956 yılında Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu’nun önerisi ile Nisan ayının ilk haftası ülkemizde Kanser Savaş Haftası olarak kabul edilmiştir.  İlk kanser hastanesi, 1956 yılında Ankara’da açıldı.Hafta boyunca çeşitli etkinlikler yapılmaktadır, kanserin erken tanısı ve korunma ile ilgili toplum bilgilendirilmektedir.

Kabakulak Nasıl Geçer? Belirtileri Nelerdir?

Kabakulak geçiren çocuğun annesinin anlayabileceği bazı bulgular vardır. Çevrede bir çocuk kabakulak geçirdiyse kendi çocuğunda halsizlik, iştahsızlık, ateş yanında kulak altı bezesinde şişlik varsa özellikle limon,portakal gibi ekşi şeyleri tükettiği zaman ağrısı artıyorsa kabakulak olarak kabul edilebilir. Evde yapılacak olan tedavisinde antibiyotik tedavisine gerek yoktur. Ağrı ve ateş için ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sıvı şeyler tüketmesi gerekir. İstirahat sağlanır. Bunlar genelde yeterli olacaktır. Ancak komplike olan bir durumda çocukta kusma, dalgınlık bir durum varsa doktora başvurulmasında fayda vardır. Kabakulağın yaptığı komplikasyonlarda kalp ile ilgili problemler oluyorsa, bağırsak ile ilgili sorunlar ortaya çıkıyorsa yine doktora gidilmesinde yarar vardır. Yani evde beklenebilecek sınır normal seyiri dışında bulgular ortaya çıkıyorsa bu sınırı aşmış demektir. Mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.

Kabakulak Belirtileri Nelerdir?

Kabakulak hastalığı genelde çocukluk çağı hastalığıdır. Bulgu olarak ta kulak altı bezesinin şişmesi ile başlar. Fakat ondan önce 3-4 gün süren halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi bulgula olur. Bu bulguları takiben bir taraflı beze şişer. Bir iki gün içinde diğer beze şişer. Genelde beze şişliği kulak altındaki beze şişliği ağrılıdır. Hassastır. Çocuğun yemek yemesi, çenesini hareket etmesi ile ağrısı artar. Bunun dışında kabakulakta karın ağrısı olabilir. Kusma eğilimi fazladır. Beyin etkilenmesi, menenjit bulgular ortaya çıkmaktadır. Kabakulakta erkek çocuklarda orşit denilen yumurtalığın etkilenmesi ortaya çıkmaktadır. Çocukta özellikle şiddetli karın ağrısı pankreas bezinin etkilendiğini göstermektedir. Kusmalar pankreas ya da beynin etkilendiğini gösterir. Bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşıcılığı genelde bulgu ortaya çıkmadan 3-4 gün önce başlamakta bulgu ortaya çıktıktan sonra 5 gün devam etmektedir. Bulaşma yolları solunum yolu ile, temas ile bulaşmaktadır.

Kabakulak Tehlikeli Bir Hastalık Mıdır?

Kabakulak çocuklarda geç komplikasyonlara neden olmaktadır. Bunların bazıları sağırlık gibi, artrit gibi eklemlerin etkilenmesi, miyokardit gibi kalbin etkilenmesi bu gibi etkileri vardır. Genelde selim bir hastalıktır. Tehlikeli bir hastalık değildir. Geç etkileri , pankreasın etkilenmesi, kalbin etkilenmesi , beynin etkilenmesi gibi etkileri vardır. Ergenlik döneminden sonra erkek çocuklarda olduğu zaman yumurtalıklarını etkilenmesinden dolayı kısırlık vardır. Genelde kabakulak yaklaşımında çocukta sadece ağrı, halsizlik, iştahsızlık, kulak altı bezesinde şişlik varsa istirahat yeterlidir. Ancak bazı komplikasyonlar ortaya çıkıyorsa daha sıkı takip edilmesi gerekir. Kabakulak tanısı konulduktan sonra normal seyiri dışında eğer çocukta huzursuzluk, sürekli uyuklama, dalgınlık gibi durum varsa ense sertliği varsa ya da günde 3-4 kezden fazla kusma varsa doktor tarafından kontrol edilmesinde fayda vardır.

Kabakulak Aşısı Yaptırıldığında Hastalık Önlenir Mi?

Kabakulak aşısı 1965 lerden bu güne uygulanmaktadır. Çok etkili bir aşıdır. Aşı yapıldığı zaman ilk dozda % 95 korumaktadır. Aşı yapılma zamanı 12-15 ay arasıdır. Şu an 1 yaşında kızamık, kızamıkcık,kabakulak olarak yapılmaktadır. 4-6 yaşında aşının tekrarı gerekmektedir. Yani iki doz kabakulak aşısı yapıldığı zaman %95-99 arasında kabakulak hastalığı önlenmektedir. Kabakulak aşısı canlı bir aşıdır. Canlı aşı olduğu için genelde çocukta başka bir enfeksiyon varsa aşı yapılacağı dönemde ateşi varsa ya da aşının içerdiği madde yumurtalı besi den üretildiği için yumurtaya karşı alerjisi varsa daha dikkatli yapılması gerekir. Özellikle yumurta alerjisi olan çocuklara kızamık,kızamıkçık,kabakulak aşısını hastane ve acil koşullarda yapılması gerekir. Aşının kalıcı bir yan etkisi yoktur. Aşıdan 7-10 gün sonra hafif bir ateş olabilir, halsizlik olabilir. Çok nadiren aşıya bağlı kabakulak bezesinde şişlik kabakulak benzeri bulgularla karşımıza çıkabilir.

Kabakulak Sadece Çocuk Hastalığı Mıdır?

Kabakulak geçirmeyen erişkinler aşı olmadıysa tabi ki görülebilir.Ama genelde aşının olmadığı dönemlerde okul çağı ve okul öncesi çağın da görülen bir hastalıktır.  Erişkinler kabakulak aşısı olmadıysa ya da kabakulak hastalığını geçirmediyse kanda kabakulak antikorlarına bakılarak aşı yapılabilir. Erişkinlik çağında yani ergenlikten sonra kabakulak özellikle erkek çocuklarında olduğu zaman daha tehlikeli seyretmektedir. komplikasyonları daha ağır olmaktadır. Yumurtalıkların etkilenme oranı daha yüksektir. onun için her yaşta görülebilir. Daha sık çocukluk çağı hastalığıdır. Ülkemizde de aşısının başarılı uygulanmasından sonra kabakulak hastalığını daha az görmeye başlanmıştır. Bu nedenle örneğin 20 yaşındaki bir kişi aşı olmadıysa riske girmemek açısından kabakulak açısından aşı yapılabilir. Eğer geçirdi ve farkında değilse bile bu aşının hiç bir zararı yoktur. Kabakulak hastalığı %30-40 oranında bulgu vermeden geçmektedir. Yani virüsle karşılaşan bir kişi hafif gribal bulgularla da kabakulak hastalığını geçirmektedir. Bunlar parotis bezesinde şişlik , dalgınlık, kusma hiç bir şikayet olmamaktadır. Bu nedenle kabakulak geçirmedim diyen bir çok kişi de geçirmiş olabilir.

 

 

Su Çiçeği Nasıl Geçer? Belirtileri Nelerdir?

Su çiçeği viral bir enfeksiyondur. Bu nedenle antibiyotik kullanıma gerek yoktur. Hastalığın bulgularına göre semptomatik tedavi uygulanmaktadır. Bu bulgular döküntü , kaşıntı , ateş, halsizlik ve iştahsızlıktır. Tedavi yapılırken en önemlisi çocuğun ateşi ve konforunu bozacak düzeyde kaşıntı ve vücuttaki döküntüleridir. Ateşe yönelik parasetamol kullanılır.  3 gün ateş yapabilir. Genelde ateş bu tür viral enfeksiyonlarda hastalığın iyileşmesini  kolaylaştırıcı faktördür. Yani ateş çocuğun konforunu bozmuyorsa , çocukta ciddi bir sorun yaratmıyorsa ateş düşürücü kullanılmayabilir. Ancak çocuğun konforunu bozuyorsa, halsizlik yapıyor ve kötü hissediyorsa ateş düşürücü olarak parasetamol kullanılabilir.  İkinci kullanılan ateş düşürücü ibuprofendir. Ancak ibuprofen kullanımı çocuklarda ciltteki lezyonlarda sekonder bakteriyel enfeksiyonun ilave olmasını arttırabilir. Bu nedenle kullanılmaması gerekir. Aspirin kesinlikle kullanılmaması gereken bir ilaçtır. Çünkü reye sendromunu arttırır. Reye sendromu da çocuklarda karaciğer ve beyni tutan ölümcül bir hastalıktır. Su çiçeği çıkaran çocuklarda kaşıntı, döküntü mevcuttur. Ciddi bir huzursuzluğa neden olur. Bu nedenle çocuklarda kaşıntıya yönelik ağızdan antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Kaşıntıya yönelik yüzeyel antihistaminik kaşıntı ilaçları da kullanılabilir. Önemli olan ikincil bir enfeksiyonun ilave olmasını engellemek , çocuğun konforunu arttırmaktır. Su çiçeği hastalığı sırasında çocukta ateş, kaşıntı, döküntü olduğu için ortam sıcaklığının fazla olmaması , sıkı sıkı giydirmemek ve serin bir ortamda kalmasını sağlamalıyız. Ayrıca sık banyo olmasının faydası vardır.

Su Çiçeğinin Belirtileri Nelerdir?

Su çiçeği çocuklarda sık görülen bulaşıcılığı yüksek selim bir  enfeksiyondur. Viral enfeksiyondur. Etkeni varisella zoster bir virüstür. Genelde kuluçka dönemi 16-18 gün bazende 21 güne kadar uzayabilir. Bulaşıcılığı kişiden kişiye olmaktadır. Virüs vücuda girdikten 10-15 gün sonra bulgular ortaya çıkmaktadır. İlk başta başlayan bulgu çocuklarda döküntüdür. Erişkinde farklı olarak döküntü ortaya çıkmadan bir iki gün önce halsizlik, ateş, baş ağrısı, iştahsızlık gibi bulgular vardır. Ancak çocuklarda tüm bulgular aynı anda başlamaktadır. Hastalığın özelliği ya da tanınma şekli döküntü ile olur. Döküntü genelde yüzde , saçlı deride başlar gövdeye yayılır. Daha sonra kollara ve bacaklara yayılır. Genelde santral bölgededir. Yani yüzde, gövdede ve sırtta bulunur. Döküntüler kol ve bacakta daha azdır. Döküntülerin özelliği hafif kızarık olan döküntüler vardır. Kızarıklığı daha çok artan içinde minik sıvı olan döküntüler vardır. Sıvısı koyulaşan ve kabuklanan döküntüler vardır. Yani hastalığın özelliği döküntüler her yaştadır. Her çeşit döküntü vardır. Bu döküntüler kaşıntılıdır. Su çiçeği bulguları ateş, vücutta döküntü,halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı , karın ağrısıdır. Ateşin süresi 3 gün sürebilir. Döküntünün en hızlı arttığı dönemde ateş vardır. Döküntü ağrılığı, şiddeti azaldığı zaman ateş düşer. Döküntünün süresi de 5-7 gün arasıdır. Bu süre sonra döküntüler sırayla yavaş yavaş kabuklanarak azalmaya başlar.

Su Çiçeği Sonrasında İz ve Leke Kalır Mı?

Su çiçeği selim bir hastalıktır. Genelde su çiçeği sonrası normal su çiçeği geçiren çocuklarda iz ve leke kalmaz. Ancak su çiçeği döküntüsü üzerine bakteri ilave olduysa sekonder bakteriyel bir enfeksiyona bağlı impetigo erizepel denilen bakteriyel bir enfeksiyon oluşmuşsa bu büyük yara iyileşirken nedbe dokusu oluşur. Bu nedbe dokusuna bağlı minimal bir iz kalma ihtimali vardır. Genel olarak su çiçeği enfeksiyonu geçiren çocuklarda 6 ay 1 yıl süren nedbe dokusu görülebilir. Fakat daha sonra bu lezyonlar kendi kendine iyileşir. İz kalmaması için örneğin çocuğun  alnında büyük bir lezyon oluştu, bakteri ilave oluştu burada bir nedbe dokusu oluştu güneşe çıkarken mutlaka güneşten korumanın faydası vardır. Nemlendirici kremler kullanılabilir. Koruyucu faktörü yüksek güneş kremleri kullanılabilir. Ama bu çok çok nadirdir. Genelde iz kalmaz.

Su Çiçeği Aşısı Hastalığa Yakalanmaya Engel Midir?

Enfeksiyon hastalıklardan korunmanın en önemli yolu aşılardır. Eğer bir hastalığın aşısı varsa. Su çiçeği hastalığının da aşısı 1995 yılından beri tüm dünyada uygulanmaktadır. Hastalığın aşısı uygulanmaya başlandıktan sonra hastalık tüm dünyada %90 a kadar azalmıştır. Bu nedenle mutlaka su çiçeği aşısının yapılması gerekir. Su çiçeği aşısı 1 yaş ile 15 ay arasında ve 4 ile 6 yaş arasında olmak üzere 2 doz şeklinde uygulanmaktadır. Aşının koruyuculuğu ilk dozdan sonra %80-90 ikinci dozdan sonra koruyuculuğu %95 e çıkmaktadır. Bu nedenle mutlaka aşının yapılması ve iki doz olarak yapılması gerekir. Aşının yapılmaması gereken durumlar da vardır. Bunlar gebelik döneminde yapılmayabilir, çocuk sürekli kortizon kullanıyorsa bağışıklık sisteminde bozukluk varsa ya da daha önce yapılan su çiçeği aşısına anaflaksi geliştiyse yapılmamasında fayda vardır. Aşı her yaşta yapılabilir. En erken 12 aylıkken yapılır ama 1 yaşında aşı yapılmayan çocuğa 6 yaşında da bu aşı uygulanabilir. Genelde 2 dozdur. En erken 3 ay ara ile yapılabilir. 13 yaşından sonra çocuklara da , erişkinlere de hastalığı geçirmediyse aşı yapılabilir. Aşının koruyuculuğu % 90 ın üzerindedir.

Su Çiçeği Kaç Günde Geçer?

Su çiçeği selim bir hastalıktır. Kendi kendine iyileşir. Hastalık döküntü ortaya çıktıktan sonra hastalığın tam geçme süresi 5 ile 7 gündür. Eğer çocuğun bağışıklık sisteminde bir sorun varsa, kronik kullandığı ilaç varsa, bağışıklık sistemini baskılayan hastalık varsa bu hastalık 10 ile 12 gün uzayabilir. Ama genelde sağlıklı bir çocukta hastalığın tam iyileşme süresi 5-7 gün arasıdır. Bu dönemde çocuklarda konforu bozduğu için ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Bulaşıcılığı çok yüksek olan bir hastalıktır. Su çiçeği çıkaran bir çocuğun okula gönderilmemesi , yuvaya gitmemesinde fayda vardır. Genelde lezyonlar kuruduktan sonra okula gidebilir. Bulaşıcılık döküntü çıkmadan 2 gün önce başlar. Döküntü çıktıktan sonra döküntüler geçene kadar yani 7 güne kadar devam eder. Bu nedenle 7 gün çocuğun okula gitmemesi gerekir. Su çiçeği geçirmeyen kişiler için risk oluşturacaktır.

Verem (Tüberküloz) Nasıl Geçer? Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Verem (Tüberküloz) hastalığı mutlaka göğüs hastalıkları , konunun uzmanı kişiler tarafından yapılmalıdır. Tüberkülozun tedavisi standart bir tedavidir. Tüberkülozda kullanılan ilaçları vardır. Tedavileri standarttır. 6 aylık bir tedavi süresi vardır. Başlangıçta 2 ay yoğun bir tedavi , tüberküloz mikrobunu yok etmeye yönelik bir tedavi devamında 4 ay civarında da toplam 6 ay olacak şekilde idame tedavisi yapılır. Tüberküloz hastalığı hastalığın yaygınlık derecesine göre ayaktan ya da hastanın yatırılıp toplumdan izole edilmek suretiyle tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Kullanılan ilaçların mutlaka düzenli olarak alınması gerekir. Eksik kullanıldığı takdirde direnç tüberküloz gelişme olasılığı yüksektir. Hekiminde mutlaka hastanın ilaçlarını aldığından emin olması ve düzenli takipler yapması gerekir. Ayrıca bu süre içinde kişilerin beslenmesine de dikkat etmesi , en azından vücut direncinin düşmemesi için önemlidir.

Veremden Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Verem aşısı yenidoğan döneminde ve ilkokul döneminde aşı programında vardır. Aşının koruyuculuğu % 0 ile 80 arasında  kabul edilmektedir. Tartışmalıdır fakat verem aşısı yapılan kişilerde tüberkülozun ağır formu olan milliyer tüberküloz ve menenjit tüberküloz denilen hastalıkların daha hafif atlatılmasına neden olacağından dolayı verem aşısı Sağlık Bakanlığı tarafından aşı programlarına alınmıştır.

Verem hastalığında en bulaştırıcı hasta grubu kaviteli denilen yani akciğerlerinde yara olan hastalardır. Bu kişilerin balgamlarında ya da solunum sekresyonlarında tüberküloz mikrobu çok yoğun olacağı için bu kişilerin bulaştırıcılığı çok fazladır. Korunmada bu kişiler ile temastan kaçınmak önemlidir ve yayma pozitif kişilerin kaviteli tüberküloz kişilerin çok iyi tedavi edilmeleri gereklidir. Çünkü tüberkülozda esas bulaştırıcı olan kişiler bu grup hastalardır.

Dirençli Tüberküloz ( Verem ) Tedavi Edilir Mi?

Bu hastalarda direnç geliştikten sonra yani kişide dirençli tüberküloz olduktan sonra tedavisi çok güç olan hastalıktır. Tedavi süreleri ve maliyeti çok artmaktadır. Dirençli tüberküloz tedavisi normalde tüberküloz tedavisi standart 6 ay olmasına rağmen dirençli tüberküloz tedavisi 18-24 ay hatta daha da uzayabilmektedir. Tüberküloz ilaçlarını direnç geliştiğinden dolayı mevcut ilaçların bir kısmı kullanılmayacağından dolayı başka antibiyotikler tedaviye eklenmektedir. Tedavi süresi çok uzun olmaktadır. Maliyeti de çok artmaktadır. Dolayısıyla önemli olan tüberkülozda direnç gelişmesini engellemektir.

Dirençli tüberkülozun tedavisinde mevcut ilaçlara direnç geliştiğinden dolayı normalde tüberküloz tedavisinde kullanılmayan bir takım antibiyotikler eklenmektedir. Bunların tüberküloza etkisinin az olmasından dolayı tedavi süreleri normalden çok daha fazla uzamaktadır. Bazı olgular ve kişilerde eğer hastalık belli bir bölgede sınırlı ise bu hastalarda cerrahi ile o bölgenin çıkartılması tedavi şansını arttırmak açısından tedavide yer vardır. Dirençli tüberküloz gelişen hastaların mutlaka gözetim altında, hastanede uzun süre yatarak ve ilaçları aldığından emin olunarak tedavi edilmesi gerekir. Tedavisi mutlaka bu hastalıkla ilgili merkezlerde yapılması gerekir.

Dirençli Tüberküloz Ne Demektir?

Dirençli tüberküloz tamamen hastanın eksik ilaç kullanmasından , düzensiz ilaç kullanmasından ya da uzman olmayan kişiler tarafından yapılan tedavilerdeki eksik sonucu gelişen insan yapımı bir durumdur. Kişinin mikrobu mevcut olan tüberküloz ilaçlarına karşı direnç kazanır.

Mevcut ilaçlarla tedaviye başladıktan sonra kişiden alınan balgam örneklerinde tüberküloz mikrobunun hala olması , hastalığın belirtilerinin devam etmesi durumunda dirençli tüberkülozdan şüphelenmek gerekir. Bu gibi durumda direnç testleri ile ilaçlara karşı direnç gelişip gelişmediği kesinlik kazandırılması ve direnç varsa tedavi protokollerinin ona göre düzenlenmesi gerekir.

Verem İçin İlaç Tedavisi Dışında Neler Yapılmalıdır?

Verem hastalığında tedavide en önemli şey ilaçların düzenli ve eksiksiz olarak kullanılmasıdır. Tüberkülozun tedavisi standarttır. 6 ay boyunca ilaçların belirtilen sürelerde,düzende ve dozlarda alınması gerekir. Tedavide en önemli şey budur.

Birlikte bulunan yerlerdeki kişilerin hasta olmalarını engelleme açısından onlarında 6 ay süresince ilaç tedavisi almaları gerekir. Bunu yine uzman hekim tarafından planlanması gerekir. Verem hastalığı hastalığın yaygınlığına göre ayaktan ya da hastanede yatırılarak tedavi edilebilir. Kişi bazen kendini iyi hissedebilir. İlaçları eksik alabilir ya da almayabilir. Bu gibi durumlarda direnç tüberküloz gelişmektedir. Genellikle tedavi başlandıktan sonra 10-15 gün içerisinde çok ciddi bir şekilde mikrop bulaştırıcılığı azalmaktadır. Dolayısıyla tedavinin başlangıcı çok önemlidir.

Tansiyon Neden Yükselmektedir? İdeal Tansiyon Ne Olmalıdır?

Tansiyonu vücutta kontrol eden bir çok mekanizma vardır. Tansiyonun bir çok nedenden yükseldiğini bilmek gerekir. Sonuçta kalbin atım gücünden damarların elastikiyetine kadar her şey kanın damarlara yaptığı basıncı etkileyebilir. Vücutta bir çok hormon salgısı kanın basıncını ayarlamada rol oynar. Böbrek üstü bezinden , tiroid bezine kadar böbreklerden salgılanan bir çok hormon kanın basıncını etkileyebilir. Bu nedenle ikincil hipertansiyon ( Yüksek tansiyon ) hastalık bunların bozukluğunda ortaya çıkar. Ama tansiyon hastalığın çoğu genetiktir.

İlla tansiyon hastası olan bir kişide yüksek tansiyonun hangi organdan kaynaklandığını bulmak mümkün değildir. Çoğunluğu hiç bir organdan kaynaklanmaz. Sadece genetik nedenlerle ortaya çıkar.

İdeal Tansiyon Ne Olmalıdır?

Yapılan çalışmalarda bir kişinin kan basıncı hangi değerlerde olursa daha sağlıklı ve uzun yaşar. Yani bilinen 12/8 dir. 120 mm civa kalbin kasılma anında  80 mm civa kalbin genişleme anında ölçülen değerler ideal tansiyondur. Ama tansiyon kişiden kişiye çok değişmektedir. 10/6, 10/5 e kadar düşen veya 13/8  kadar yükselen tansiyon değerleri normal kabul edilmektedir.

Özellikle yüksek tansiyonda mutlaka normal değerlere kan basıncını düşürme gerekir. Bu kan basıncının damarlara ve diğer organlara  yaptığı zararlı etkiler ortan kaldırılması gerekir. Düşük tansiyonda alt sınır genelde organ kanlanmasına yetecek kadar bir kan basıncı varsa ya da kişiyi normal hayatında bu durum olumsuz etkilemiyorsa müdahale edilmesi gerekmez. Ama kişinin normal hayatını etkileyecek veya organların iyi kanlanmasını bozacak derecede düşük tansiyon söz konusu ise o zaman tedavi edilmelidir.

Küçük ve Büyük Tansiyon Nedir?

Küçük ve büyük tansiyon kalbin değişik durumlarında kanın damarlara yaptığı basınç değerlerini verir. Büyük tansiyon kalbin kasılma anında kanın damarlara yaptığı basıncın ölçümüdür. Küçük tansiyon kalbin genişlemesi anında kanın damarlara yaptığı basıncın ölçümüdür.

Tansiyonu Yükselmesi İçin Neler Yenilmelidir?

Ayranın içindeki tuz tansiyonu yükselten bir maddedir. Yani tuzlu yiyecekler tansiyonu yükseltmektedir. Bir insanın tansiyonunu neden yükseltmek gerekir. Eğer düşük tansiyon normal hayatını olumsuz etkiliyorsa yükseltmek gerekir.

 

Tansiyonu Düşürmek İçin Neler Yenilmelidir?

 

Sarımsak eskiden beri bilinen damar sertliğini engelleyen bir besindir. Yüksek C vitamini barındırmaktadır. Antioksidan bir besin maddesidir. Bu yüzden damar sertliğini engelleyici bir etkisi vardır. Fakat yapılan çalışmalarda böyle bir etkisi olmasına rağmen tansiyonum yükseldi bir diş sarımsak alayım da tansiyonum düşsün gibi yaklaşımların çok doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun ilaç gibi kullanılması fazla etki yapmamaktadır. Ama uzun süreli kullanımda damar sertliğini engelleyici , vücuda olumlu etki yapan bir besindir. Bunun dışında bazı kuruyemişler ,omega 3 içeren besin maddeleri olabilir. Bunlarında damar sertliğini engelleyici etkisi mevcuttur.

Kolesterol Ne Demektir? Neden Yükselir?

 

Kolesterol yağ yapısında bir maddedir.  Kanda lipoprotein adı verilen maddelerle taşınmaktadır. Kolesterol vücudumuzda bebeklikten itibaren bulunan bir maddedir. Gelişim çağında gelişime yardımcıdır. Bazı hormonların yapısına , hücre zarının yapısına girmektedir. Kanda kolesretolü taşıyan lipoprotein denilen maddeler iki tanedir. Biri HDL ( Hight Density Lipoprotein ) diğeri de LDL ( Low Density Lipoprotein ) dir. Zararlı ya da faydalı bilinen kolesteroller HDL ve LDL dir.

Kolesterol Neden Yükselir?

Kolesterolün yükselmesinin nedeni beslenme ile alakalıdır. Doğru beslenme şekli ile kolesterol düzeyini normal sınırlara yakın tutmak mümkündür. Ancak çok doğru beslenmeye rağmen bazı kişilerde kolesretol düzeyinin yine de yüksek olduğunu görebiliriz. Kolesretolün büyük çoğunluğu karaciğerde yapılır. Her kişinin karaciğeri değişik kapasitede kolesretol üretir.

Karaciğerdeki kolesretol yapımını beslenme çok ciddi anlamda etkilemek ile birlikte genetik yapılarda çok fazla etkilemektedir. Fazla tüketilen alkol karaciğerdeki kolesretol  yapımını arttırır. Az miktarda alınan  alınan alkol veya az miktarda alınan özellikle kırmızı şarap karaciğerde kolesretol yapımını azaltır. Alkol alımı kolesretolü olumsuz yönde etkilemektedir.

Kolesretolü Düşürmek İçin Neler Yapılmalıdır?

Kolesretolü düşürmek için doğru beslenmek gerekir. Beslenmeninde esas ana maddesi doğru yağ seçimidir. Katı yağ ve margarinlerden kesinlikle uzak durmak gerekir. Sıvı yağları çok fazla tüketmemek kaydıyla tercih etmek gerekir. Zeytin yağı, soya yağı, kanala yağı bu tip yağlar kolesretolden oldukça fakirdir. Ama yinede çok miktarda tüketilmemelidir. Etlerden tavuk eti ve balık etini tercih edip onlarında derilerinden uzak kalmak gerekir. Kırmızı et ikinci planda olmalıdır. Mümkün olduğunda az tüketilmelidir. Ayda bir iki defa olabilir. Süt , yoğurt, peynir bol miktarda kolesretol içerir. Bunların az yağlı olanlarını veya yağsız olanlarını tercih etmek gerekir.

Kolesretol Hangi Hastalıklara Neden Olur?

Kolesretol kendi başına bir hastalık değildir. Risk faktörüdür.  Kalp ve damar hastalıkları için risk faktörüdür. Damar hastalıkları geniş bir grubu içine almaktadır. Beyin, böbrek, bacak, kalp, aorta denilen büyük damarın hastalığı bunların hepsi kolesretol yükselmesi ile oluşur. Dolayısıyla kolesretol bütün organlarda tıkayıcı damar hastalığı yapabilir.

İyi Ve Kötü Kolesretol Arasında Ne Far Vardır?

LDL zararlı kolesretol demektir.  HDL faydalı kolesretol demektir. Aslında bunlar kolesretol değil kolesretolü taşıyan protein yapısındaki maddelerdir.

Özellikle damar duvarının içinde kolesretol birikmesi LDL nin kolesretolü damar duvarının içine taşıması ile olmaktadır. HDL de bunun tam tersi etki yapmaktadır. Damar duvarından  damarın birinci ve ikinci tabakası arasında biriken kolesterolü dolaşıma taşımaktadır. Zaralı ve faydalı kolesterolden ziyade kolesterolü taşıyan maddeleri zararlı ve faydalı etkiler söz konusudur.

1 2 3 4 22